Sıbyan Mektepleri

Semerkand Dergisi / Mart 2014

Eski zamanların mahalle mekteplerinin merasimleri, gelenekleri, eğitim öğretim tarzı, mimarisi, eşyaları... Kısaca mahalle mekteplerinin kendine mahsus dünyası, hatırat kitaplarında en çok rastlanan ve zevkle okunan kısımlardır. Çocuksuluk, gürültü, kalabalık, neşe ve yaramazlıklarla dolu anlar; hoca talebe, cami mahalle münasebetleri; bilginin, din ve ahlâk kültürünün küçük yaşlardan itibaren kişiliklere sirayeti... Ayrıca hatıratların bu bölümleri geleneğimizde okumaya ve okuyana verilen değer, dinî inancın hayatın her alanına derinliğine nüfuz etmesi, halkın eğitimi desteklemesi gibi mühim konularda fikir verir.

 

Hatırat metinlerinin kaleme alındığı coğrafyalar birbirine çok uzak olmasına rağmen bu yaygın eğitim kurumlarındaki derslerin, kitapların, merasimlerin, binaların, ilahilerin, ifadelerin, tarz ve üslubun birbirine benzemesi ve geniş bir coğrafyada bu ölçüde renkli bir bütünlüğün sağlamış olması dikkat çekicidir.

 

MAHALLE MEKTEBİ KADROSU

 

Asırlar boyu eğitim veren bu kurumlar tarihî kaynaklarda farklı isimlerle zikrediliyor: Sıbyan mektebi, mekteb-i sıbyan, taş mektep, muallimhane, muallimhane-i sıbyan, dâru’t-talim...

 

“Amin alayı” veya “bed-i besmele cemiyeti” mahalle mektebinin ilk adımı. Mektebe yeni verilecek çocuğun coşkulu bir törenle evinden alınıp mektebe getirilmesi ve ilk dersini hocasının önünde alması, hem sembolleri hem de yapılış şekli itibariyle hatır ve hayalden çıkmayacak bir şölen. Eski insanların hayatlarının en özel hadiselerinden biri olan “amin alayı” çok anlatılmış, çok yazılmış. Hatıralarda en geniş ve en zengin şekilde aktarılan olayların başında bu özel merasim geliyor.

 

Sıbyan mekteplerinin eğitim ve hizmet kadrosu açıldığı yere ve döneme göre değişiyor. Ancak ilk açıldığı dönemlerde pek çok mektepte sadece bir hoca, 20-30 kişiye varan sınıfta tek başına eğitim faaliyetlerini yürütüyor. Gönüllü yardımcıları bazen cami cemaati, bazen hafızlığı olan veliler veya mahalle sakinleri... Mektep hocalarının önemli bir kısmı aynı zamanda köy veya mahalle camilerinin imamlığını üstlenmiş. Belli bir düzeyde medrese eğitimi almış ve sadece mektep muallimliği yapan hocalar da yok değil.

 

MEKTEPTE DERSLER

 

Mahalle mekteplerinde okunan dersler, 19. asrın ikinci çeyreğine kadar şehirde, kasabada ve köylerde değişiklik gösterir. Ayrıca vakfiye şartlarına, dönemlere ve hocalara göre de dersler arasında farklılıklar vardır. Yine de namaz surelerini ve

dualarını düzgün bir şekilde okuyacak kadar Kur’an ve tecvid bilgisi, temel ilmihal (itikat, ibadet, ahlâk) bilgileri, tekbir ve salâvat başta olmak üzere “Şol Cennetin Irmakları” ilahisine kadar bir dinî musiki zemini ortak bir anlayış ve hissiyatla bütün mekteplerde öğretiliyordu. Pek çok mektepte okutulan “ilm-i edyan” dersinin bir tür dinler tarihi dersi olmaktan ziyade, peygamber kıssalarının okutulduğu bir ders olması ise kuvvetle muhtemeldir.

 

II. Bayezid’in vakfiyesinde yer alan şu ifadeler derslerle alakalı bu çerçevenin

hayli erken bir zamanda teşekkül ettiğini gösteriyor:

 

“Ve bir salih hafız-ı Kelâmullah ve namazın erkânın ve şerâitin (şartlarını) bilir ve sıbyan talimine (çocuk eğitimine) münasip ve kâdir kimesne muallimhanede eytamdan (yetimlerden) ve sıbyan-ı fukaradan otuz nefer oğlancıklara yevm-i Cuma’dan gayrı (Cuma gününden başka) günlerde Mushaf-ı Kerim’e baka, Kur’an metni okuta ve kemâ-yenbaği (gerektiği gibi) öğrete ve bildire ve mazilerin (önceki) ve geçmiş derslerin dinliye. Ve namaza müteallik (ilişkin) nesneleri (konuları) okuta ve bildire. Ve tedibe (terbiyeye) muhtaç olanları tedib-i şer’î (İslâmî terbiye) ile tedip eyleye. Ve hizmetinde dahi cidd ü sa’y eyleye (gayret ede). Ve destur vericek (derslerin bitiminde) vâkıfın (mektebi yapanların) ruhiyçün ve kabul-i tilavet-i eytâm (yetimlerin okudukları duanın kabulü) içün dua ettire. Ve bir salih kimse anda halife (yardımcı) ola, sıbyan okutmakta ve bildirmekte, mazilerin dinlemekte ve tedipte muallime daim muavenet (yardım) eyleye...”

 

Daha çok köylerdeki mahalle mektebi eğitiminde ezbere ve tekrara dayanan şifahî öğretim ağırlık kazanırken, şehir ve kasabalarda kitaptan okuma ve hatta güzel yazı yazma (hüsn-i hat, meşk) yaygındı. Bazı vakfiyelerde özel olarak hüsn-i hat dersi verilmekteydi. Şiir halinde telif edilen ve Arapça-Türkçe, Farsça-

Türkçe küçük bir sözlük olan “Sübha-i Sıbyan” kitabının da bazı mahalle mekteplerinde öğretildiğini biliyoruz. Yaygınlık derecesini bilmemekle beraber bazı vakfiyeler, kurulan mahalle mektebinde Arapça veya Farsça öğretilmesini

şart koşmuşlar.

 

Mahalle mektepleri, 19. asrın ikinci çeyreğinden itibaren daha düzenli bir eğitim sistemine geçer. Böylece ders adetleri, ders adları ve programları da gelişip zenginleşir. Mesela 30 Haziran 1897 tarihli ve Kuşadası Mekteb-i İbtidaisi’nden

Tevfik oğlu Mehmet Razi’ye verilen bir mahalle mektebi diplomasında okunan dersler şöyle belirtilmiş: Kuran-ı Kerim, Tecvid, İlmihal, Osmanlıca, Osmanlı Tarihi, Coğrafya, İmlâ, Hesap, Hüsn-i Hat.

 

DÜNDEN BUGÜNE

 

Mahalle mekteplerinin folkloru da eski mahalleler kadar canlı ve renklidir. Çocukların giydiği yeni kıyafetlerle amin alayı öncesi yapılan türbe ziyaretleri ve mektebe başlayacak çocukların teşbihlerle dualanmaları toplumdaki herkesin

paylaştığı bir heyecandır. Mektep eşyalarından cüz kesesi, minder, rahle, hilal, süreç, elifba cüzü... Başarıya teşvik etmek için verilen ziyafetler, şekerlemeler ve tatlılar, hoca hediyeleri; yaramazlar içinse kesilen cezalar... Mektep içindeki

su küpleri, duvarlarda yer alan güzide hat levhaları... Her biri eğitime atılan ilk adımı temsil eden mekteplere ait unsurlardır.

 

İstanbul Belediyesi’nin 1919’da yayınladığı istatistiklere göre İstanbul’da

29’u hususi statüde olmak üzere 227 mektep bulunuyormuş. Bursa sıbyan mektepleri üzerine yapılan akademik bir çalışmada, 16. yüzyılda Bursa şehrinde 134 mahalle mektebinin hizmet verdiği tespit edilmiş. İnsan o dönemin şartlarını dikkate alıp mektepler hakkında tüm bu bilgileri okuduktan sonra, okullaşma oranının çok daha yüksek olduğu günümüzde “Acaba gördüğümüz eğitim ve öğretim nasıl? İlmin toplumda uyandırdığı heyecan hâlâ aynı mı?” diye

sormadan edemiyor.

 

(İsmail Kara’nın “Mahalle/Sıbyan Mektebi” yazısından yararlanarak.)

© 2016 Kenan Aydın