Osmanlı Sefiri Vahit Efendi

Semerkand Dergisi / Şubat 2015

Yabancı ülkelerde görevlendirilmiş sefirlerin izlenimlerini anlattıkları Sefaretnâmeler, yazıldıkları dönemin resmî ve sivil kültürüne dair önemli bilgiler verirler. Sefaretnâmeler, zamanda farklı kültür ve geleneklere dair dönemin bakış açısı konusunda hayli ilgi çekici notlar da barındırır.

 

Bizdeki böyle sefaretnamelerden birinin sahibi 19. yüzyılın başlarında sefir olarak görevlendirilen Mehmet Emin Vahit Efendi’dir. Kilisli Nusayrî bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Vahit Efendi, küçük yaşta babasını kaybedince annesi ile birlikte İstanbul’a göç eder. Annesi İstanbul’da ikinci evliliğini yapar. Aynı zamanda hattat olan Osman Hulusi Efendi’nin destekleri ile Vahid Efendi kaleme çırak girerek Osmanlı bürokrasisinde mesleğe atılır ve değişik memuriyetlerde bulunur.

 

1806 yılında Defter Emini iken kendisine Nişancılık pâyesi verilip, III. Selim’in sefiri olarak Napolyon Bonapart ile görüşmesi için Fransa’ya gönderilir. Vahit Efendi’nin Fransa’ya gönderilme amacı Osmanlı-Rus savaşında Fransa’nın desteğini sağlayabilmek için Napolyon’u razı edebilmektir.

 

Fransa Elçisi’nin görevlendirdiği bir şahıs ve elçilik heyeti ile birlikte Fransa’ya doğru yola çıkan Vahit Efendi, geçmiş olduğu güzergâhları ayrıntıları ile tasvir eden bir sefaretnâme kaleme alır.

 

Vahit Efendi’nin bu meşakkatli yolculuğuna ve Napolyon ile yaptığı ısrarlı görüşmelere rağmen Osmanlı Devleti istediğini alamaz. Napolyon, Fransa ile Rusya ittifakını gerçekleştirir. Bu süre zarfında ise Osmanlı Saltanatı üç padişah değiştirmiştir. III. Selim tahttan indirilerek Kabakçı Mustafa ve avanesince öldürülmüş, ardından tahta geçen IV. Mustafa’nın bir yıl iki ay süren saltanatının ardından II. Mahmut padişah olmuştur.

 

AVRUPAÎ HAYAT VE BİR OSMANLI

 

Seyahatin kırk altıncı günü Vahit Efendi Viyana’ya ulaşır. Seyahat notlarında Viyana’da büyük bir kütüphane, cephanelik, teşrihhane (otopsi salonu), tıp okulu, asker kışlaları, tiyatro ile eski bir kral sarayı olduğundan bahseder. Özellikle otopsi salonundan bahsederken burada bulunan tıp malzemelerinin Avrupa’da bir eşinin daha bulunmadığını söyler. Saf asit ile doldurulmuş cam fanuslar içerisinde sergilenen ölü doğmuş ceninleri gören Vahit Efendi satırlarında sık sık hayretini dile getirir.

 

Anlattığına göre Vahit Efendi, Avrupa hamamlarında insanların fıçıların içerisinde adeta ördek gibi suya dalıp çıkarak yıkandığını görür. İki gün iki gece kendisine uygun musluklu, temiz bir fıçı arar ve fazladan para ödeyerek ancak yıkanabilir.

 

Seyahatin notlarına göre yolların kötü oluşu Osmanlı heyetini çeşitli sıkıntı ve tehlikelerle karşı karşıya bırakır. Hatta bir keresinde araba devrilip göle yuvarlanır. Nihayet Varşova’ya ulaşan heyet, Fransa İdaresi’nin hazırlattığı konakta dinlenir. Ancak Fransızların Osmanlı örfüne ve elçi ağırlama kurallarına uymayarak yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılamadıklarını söyleyen Vahit Efendi, yanındaki nakdi kullanarak Osmanlı Devleti’nin şan ve şerefine halel getirmediğini de belirtir.

 

Varşova’da zenginlerin evlerinde balo denilen toplantılar yapıldığını, Avrupalı erkeklerin eşleri ile katıldıkları yemekli davetlerde kadınların sofrada yemek yerken erkeklerin “aç köpek kasap çengeline bakar gibi” karılarının kendilerine insaf edip yiyecek bir şeyler vermesini beklediklerini anlatır.

 

Varşova’da uzun bir süre kalan Vahit Efendi, Kâtip Çelebi’nin “Cihannüma adlı eserinden alıntı yapıp; “Her milletin kendine göre bir özelliği vardır.

 

Polonya’nın köprüsü, Çekoslovakya’nın rahibi, İtalya’nın dindarlığı, Alman’ın orucu (yemekten anlamaması), Fransızların da vefasızlığı meşhurdur.” diyerek Fransızların güvenilir bir millet olmadığını vurgular.

 

Varşova’dan Polonya’ya geçen sefirimiz ileride işe yarar düşüncesi ile Polonya hakkında da bilgiler vermeye devam eder. En soğuk mevsiminde eksi 25 derece, en sıcak mevsiminde ise sıcaklığın 26 dereceye kadar çıktığını söyler.

 

“Toprakları tarıma elverişli olup, Kral’ın ve devlet adamlarının mülküdür.” der. Topraklar üzerinde yaşayan ve haftada iki gün çalışma mecburiyetleri olan köylüsü ile birlikte alınıp satılabilen sosyal bir yapıdan da bahseden Vahid Efendi, Rusya tarafından ele geçirilen Polonya topraklarında yaşayan ahalinin eskisinden daha çok zulme uğradığını not eder. Özellikle Çariçe Katerina zamanında halkın haftada altı gün hükümdara ait topraklarda zorla çalıştırıldığını belirtir.

 

POLONYA’NIN NÜFUS POLİTİKASI

 

Sefirimiz, topraklarının bereketli olmasına ve arazinin genişliğine rağmen Polonya nüfusunun yetersiz oluşu karşısında alınan tedbirden bahseder. Buna göre Polonyalılar, ihtiyaçları olan mal ve malzemeleri üretebilmek ve ithalatın önüne geçebilmek için gayrimeşru çocukları sahiplenip, eğitimi ve himayesini sağlarlar. Sefaretnâmesine Vahid Efendi şu notları kaydeder:

 

“Polonya’da gayrimeşru çocuklar bir hanede toplanır ve buralar dünyadan el etek çekmiş, siyah elbiseler giymiş kadınlar tarafından yönetilir. Onların hanesi kiliselerin içerisinde özel bölmelerle ayrılmış odalardan oluşur. Burada çocuklar, kendileri için tutulmuş, maaşları devlet ya da hayırsever vatandaşlar tarafından ödenen sütanne ve hocalar tarafından yetiştirilir. Eğitilip işe yarar hale gelen çocuklar ailelerin yanına beslemelik olarak verilir. Akıllı ve becerikli çocuklar da başka okullara gönderilir ya da köle olarak satılır.

 

Kilisenin çocuk bölümünün girişlerinde dönen raflı dolaplar bulunur. Gece olduğunda gayrimeşru çocuk velisi tarafından bu dolaplara bırakılır. İçeriden çocuğun ne zaman teslim alındığı defterlere kaydedilir ve ardından çocuklar sütanneye teslim edilir.

 

Polonya geleneklerine ve yasalarına göre gayrimeşru çocuğu kiliseye bırakırken güvenlik güçlerine yakalanan şahıs altı ay alıkonulur ve bu süre zarfında kendi çocuğu haricinde emzirebileceği kadar çocuğu emzirme cezası verilir.”

 

(Erol Çaplar’ın “Vahid Efendi Sefaretnâmesi” başlıklı yazısından yararlanarak...)

© 2016 Kenan Aydın