Hz. Süleyman Mabedi

Semerkand Dergisi / Nisan 2014

Kaynaklarda “Beytülmakdis, Mescid-i Aksa” gibi isimlerle de anılan Hz. Süleyman a.s. Mabedi günümüzde Yahudilikle bağlantılı düşünülür. İsmi geçtiğinde İsrail’in asırlardır yapageldiği zulümler akla gelir. Halbuki mabedin inşa amacı hiç de düşünüldüğü gibi değil.

 

Tarihte büyük peygamberlerden biri olan Hz. Süleyman a.s.’ın mabedi, Yüce Allah’ın birliğini ilan etmek, O’na olan kulluk şükür vazifesini ifa etmek için inşa edilen belki de yeryüzünün en muhteşem mabetlerinden birisidir. Aylarca cümle mahlukatın çalışıp çabalaması neticesinde ortaya çıkan bu muhteşem mabet, Süleyman a.s.’a bahşedilen büyük güç ve iktidarın da bir sembolüdür. Varlığı belgelere dayanan bu büyük mabetten günümüzde maalesef bir duvar dışında pek bir şey bulunmuyor.

 

MUKADDES MEKÂN

 

Bizim kaynaklarımızda Beytü’l-Makdis ve Mescid-i Aksa olarak adlandırılan ve içinde kıymetli eşyalar da bulunan bu mabet, Hz. Süleyman a.s.’dan sonra zaman

zaman yağmalanır ve yıkımlara maruz kalır. En büyük yıkım M.Ö. 586 yılında Babil Hükümdarı II. Buhtunnasr’ın Kudüs’ü işgali sırasında yaşanır. Şehri tamamen yıkan Buhtunnasr, mabedin kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmalarla diğer kıymetli eşyaları, İsrail halkından esir aldığı büyük bir grupla beraber Babil’e götürür. Daha sonra Babil esaretinden kurtulan Yahudi ileri gelenlerinden Zerubbabel ve arkadaşları mabedi 25 yılda yeniden inşa ederler.

 

Hıristiyan kaynaklarında verilen bilgilere göre Hz. İsa a.s.’ın yaşadığı dönemde Yahudiler mabede gereken saygıyı göstermemişlerdir. O dönem pazar yeri olarak kullanılan mabedin tekrar “bütün milletler için ibadet evi” olması için uğraşılmıştır. Yine Hz. İsa a.s.’ın İncil’i orada yazdırdığı kaynaklarda geçer.

 

Milattan sonra 70 yılında Titus kumandasındaki Roma ordusunun işgali sırasında hemen hemen tamamen yıkılan Kudüs’le birlikte mabet de yıkılır. Kudüs’ün Hadrien zamanında yeniden imar edildiği sırada Beytü’l-Makdis/Mescid-i Aksa’nın yerine Jüpiter Capitolinus Tapınağı yapılır. Kostantinos’un Hıristiyanlığı kabulünden sonra bu tapınağın da yıkıldığı sanılıyor.

 

Değişik zamanlarda pek çok defa tahrip edilip tekrar inşa edilen mabetten günümüze, Yahudilerin ilk mabetten bir bölüm olduğu düşüncesiyle önünde dua ettikleri ‘Ağlama Duvarı’ndan başka bir şey kalmaz. Hulefa-i Raşidin’in ikincisi olan Hz. Ömer r.a. Kudüs’ün fethini müteakip, kendisi de bizzat çalışarak bu kutsal mekanın Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip, burada cemaate namaz kıldırır. Daha sonra da buraya bir mescid yaptırır. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim, İsra ve Miraç hadisesinde Efendimiz s.a.v.’in önce buraya getirildiğini anlatır ve “etrafını mübarek kıldığımız yer” olarak nitelendirir. Mescid-i Aksa müslümanların yönetimindeyken ikinci defa, Halife I. Velid tarafından yaptırılmıştır.

 

NASIL YAPILDI?

 

Kaynaklarda mabedin inşa edilişi hakkında değişik rivayetler var. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman a.s.’ın emrinde çalışan cinlerin mihraplar, timsaller, havuzlar kadar geniş leğenler ve sabit kazanlardan ne dilerse yaptıkları bildirilir. (Sebe, 13)

 

13. yüzyılın başlarında yaşamış olan tarihçi İbnü’l-Esir, “El Kâmil Fi’t Tarih” adlı eserinde mabedin inşasını şöyle anlatır:

 

“Rivayet edildiğine göre Hz. Davud a.s. döneminde ortalığı kasıp kavuran bir salgın hastalık görüldü. O da halkını aldı ve Beytü’l-Makdis’in bulunduğu yere geldi. Meleklerin oradan göğe yükseldiklerini gördüğü için oraya dua etmek üzere gelmişti. Kayanın olduğu yere gelince bu hastalığı kaldırması için Allah’a yalvardı. Daha sonra da burayı mescid edindi. Buranın inşa edilmesi onun krallığının ikinci senesinde olmuştu. Hz. Davud a.s. vefat edince Hz. Süleyman a.s. onun emrini yerine getirerek mescidin inşaatını bitirdi. Mescidi mermerden yapmış, altınla süslemiş, mücevherle donatmıştı. Bunları da cinleri çalıştırarak başarabilmişti. İnşaatı bitirdiği gün büyük bir bayram yaptı ve kurbanlar takdim etti.”

 

Ahmet Bîcan k.s. hazretleri aynı hadiseyi biraz daha detaylı bir şekilde anlatır:

 

“Süleyman a.s. padişah oldu, onu (mescidi) yapmayı buyurdu. Ademler (insanlar) ve cinnîler cem eyledi (toplandı). Her birine iş buyurdu. Cinleri ak mermer getirmeye gönderdi. Evvelemirden Beytü’l-Mukaddes’i ak mermerle döşedi. Mescidi yapmaya başladı. Çalışanların bir bölümünü denizlerde olan madenlere gönderdi; altın, gümüş ve cevher getireler... Neyse getirip hazır eylediler. Ak, sarı ve yeşil mermerle mescidi yapmaya ağaz ettiler (başladılar). Her gün on bin adem ağaç keserdi, toprak kazardı. Sakfını (tavanını) inciyle, cevahirle; duvarını yakut ile tezyin ettiler. Sıvasının içini ve dışını altın ve gümüşle sıvadılar. Gecelerde gündüz gibi şavk (ışık) verirdi. Ve bu bina yapılırken yirmi bir bin kimse; kimi ağaç, kimi kazık taşıdı. (Mabedin) Eni ve uzunu beş yüz arşın idi. Direği altından ve gümüşten dökme idi. Kalanı yeşil ve somaki mermerden idi. Yetmiş bin kandil, altın zincir ile asılmış idi. Yetmiş mücevher sandık içlerinde Zebur ve Tevrat her biri bir başka türlü hat ile yazılmıştı. Duvarlarında işlenmiş: ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasulullah’, ‘Bismillahirrahmanirrahim.’

 

Hak Tealâ vahyetti ki: ‘Ey Süleyman! Ol habibim Muhammed’in silahdarısın. Musa a.s. kapıcıdır. O bu Kudüs’ten mi’rac eyler. Cebrail a.s. anın (mabedin) üzerine kubbe yaptı, altından mihrap eyledi ve Hızır makamını eyledi ve teraziyi ve sıratı vesair kıyamet nişanlarını tam eyledi. Bina ki tamam oldu.’”

 

FUKARALARIN KÂBE’Sİ

 

Seyahatnamesinde tarihî bilgileri detaylıca vermeyi seven Evliya Çelebi, bu sefer kısa geçer:

 

“Sebeb-i bina-yı Mescid-i Aksa: Hz. Davut a.s.’ın hilafetinde İsrail’de taun (salgın hastalık) olup, Davut Nebi duasıyla taun ref olunca (kalkınca) ol dua makamına Mescid-i Aksa bina olundu. Tamam olmadan Hz. Davud a.s. vefat edince Süleyman Nebi tamam etti.”

 

Evliyamızın yazısının devamında yaptığı tespit ise bugünden baktığımız zaman fevkalâde düşündürücüdür:

 

“Hâlâ fukaraların Kâbe’sidir. Azîm, cami-i pür-envârdır (Büyük, nur dolu bir camidir).”

 

(Şemsettin Şeker’in “İslâm kaynaklarına göre Hz. Süleyman mabedi” yazısından yararlanarak.)

© 2016 Kenan Aydın