Dünyanın Ortası

Semerkand Dergisi / Ocak 2013

Tarihte İstanbul’un başkent olması, Roma İmparatorluğu’nun idarî açıdan ikiye bölünüp Doğu’daki temsiliyetini üstlenmesiyle başlar. Romalılar, bu şehrin adını Yunanca “Konstantin’in kenti” anlamında “Konstantinopolis” koyarlar. Arap coğrafyasında bulunanlar ise buraya “Kostantin’in memleketi” anlamında “Kostantiniyye” diyeceklerdir. Dünyanın ortası inancında ise Doğu Roma kuruluncaya kadar şimdiki İtalya’nın Roma kentindeki Altın Mil Taşı (Golden Milstone) merkez olarak belirlenir Romalılar tarafından.

 

Doğu Roma’nın kurulmasıyla Kostantiniyye’nin yıldızını daha da parlatmak isteyen I. Konstantin, Doğu Roma’nın –yani Bizans İmparatorluğu’nun– yükselmesiyle artık tüm yolların Roma’ya değil Kostantiniyye’ye çıkmasını ister. Ve tüm yolların başlangıç noktası olarak, şimdilerde Sultanahmet Meydanı olan Hipodrom Meydanı’ndaki Bazilika Sarnıcı’nın yani Yerebatan Sarnıcı’nın girişi belirlenir. Roma’ya yakışan görkemli bir anıt yaptırılarak buraya başlangıç taşı olan Milyon Taşı (Milion Stone) yerleştirilir. Anıt değil ama başlangıç taşı olan Milyon Taşı günümüze kadar hâlâ dimdik ayakta kalabilmiştir.

 

Artık dünyanın merkezi, tüm yolların başlangıç ve bitiş noktası Kostantiniyye, yani İstanbul’dur. Tüm yollar Batı Roma’nın başkentine değil Doğu Roma’nın başkentine çıkar. Mesafeler buradan başlayarak hesaplanmaya, güzergâhlar buradan çizilmeye başlanır. Haritalar dahi değiştirilerek sıfır noktası olarak alınan Milyon Taşı merkez alınır. Hatta bu taşa Kostantiniyye için koruyucu tılsım rolü de verilir. Evliya Çelebi İstanbul’daki tılsımları sayarken Milyon Taşı’nı da sayar ve şehri koruduğuna inanıldığını not düşer.

 

Tarihte buna benzer merkezler hayli çoktur. Abbasîler zamanında başkent olarak seçilen Bağdat için “Bütün yollar Bağdat’a çıkar” denilirken “her yol Paris” sözü ise Napolyon zamanında Fransa’nın başkenti için kullanılmıştır.

 

‘PAYİTAHT-I ZEMİN'İN ORTASI

 

Fetihten sonra, payitahtlık makamı devam eden Kostantiniyye’de müthiş bir imar harekâtına girişilir. Osmanlı padişahları hem başkentleri olan İstanbul’a gözleri gibi bakarken hem de Hz. Peygamber s.a.v.’in işaret ve müjdesi ile gelinen bu şehri ihya etmeye başlarlar. Bu işaret ve müjde öyle baştacı edilir ki Efendimiz s.a.v’in “Kostantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir!” hadis-i şerifi hatırına, şehir için kullanılan birçok isme rağmen “Kostantiniyye” adı, Efendimiz’in ifadelerinde geçtiği için kullanılmaya devam edilir. Burada bir mim koyalım: Resmi belgelerdeki bu isim uygulamasına 1930 tarihinde, yani cumhuriyetten sonra son verilir, şehrin resmi adı İstanbul olarak değiştirilir.

 

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nden öğrendiğimiz kadarıyla dönemin padişahı Sultan Süleyman’ı evvel (Kanunî), Mimarbaşı Koca Sinan’dan İstanbul’un merkezini bulmasını ister. Mimar Sinan’ın ölçümleri neticesinde şimdilerde Vefa semtindeki Şehzadebaşı Camii’nin Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Camii’ne bakan bahçe duvarının köşesi tespit edilir.

 

Rivayet odur ki Muhteşem Süleyman’ın Mimar Sinan’a İstanbul’un ortasını hesaplatmasındaki maksat buraya merkezî bir yer yaptırma düşüncesidir. Çıkan sonuç Vefa’daki yer olunca Kanunî Sultan Süleyman bu hayalinden vazgeçer. Nedeni ise yaptırmak istediği bu merkezî yerin Eyüb’e olan yakınlığıdır. Eyüp Sultan Hazretleri’nin mekânının şerefini muhafaza etmek üzere buraya meydan yaptırmaktan vazgeçilir. Daha sonra çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmed’in genç yaşta vefat etmesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman buraya bir cami yaptırmaya karar verir. Caminin bahçe duvarının köşesine ise Eski İstanbul’un merkezine atfen yeşil renkte kendi etrafında dönen (şimdilerde alt tarafı toprağa gömülü olduğu için sabittir) granitten bir sütun yerleştirilir.

 

Bu işaretle birlikte İstanbul’un merkezi bellidir artık. Bunu kuvvetlendiren delillerden biri ise hiç kuşkusuz sütunun çok yakınında bulunan su terazisidir. Çünkü Osmanlı, şehirde yaptırdığı bu terazilerle hem suların adilane bir şekilde dağıtımını sağlarken hem de tasarruflu bir şekilde taksim ediyordu.

 

Osmanlı ölçümleriyle yaptırılan su terazilerinin bir diğeri de Doğu Roma’nın “Dünyanın Merkezi” dediği Milyon Taşı’nın bitişiğindedir. Su oluklarının dahi görülebildiği bu terazi günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 

İSTANBUL'UN ORTASI

 

Bugünkü İstanbul ise dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisi. Anadolu ve Avrupa yakalarındaki nüfus gün geçtikçe artarken, buna bağlı olarak şehir büyümeye devam ediyor. Hal böyle olunca İstanbul’un ortası kavramı anlamını yitiriyor.

 

İstanbul ne kadar genişlerse genişlesin, nüfusu ne kadar artarsa artsın Tarihî Yarımada merkezilîğini, önemini koruyor. Hem yurtiçinden hem yurtdışından ziyaretçileri ile Sur İçi hâlâ İstanbul’un ortası.

© 2016 Kenan Aydın