Bir Köprü Hikâyesi

Semerkand Dergisi / Mayıs 2013

Daha otuz yıl öncesine kadar sadece ‘köprü” iken Boğaz Köprüsü yapılıp pabucu dama atılınca ‘Galata Köprüsü’ olan emektar köprü kaç nesle şahitlik yapmıştır acaba? Ne de olsa Meşrutiyet’i, Tanzimat’ı, Cumhuriyet’i görüp geçirmiş; padişahlar, paşalar, fesi püsküllü beyler, melon şapkalı ecnebiler, şemsiyesi dantelalı, yüzü yaşmaklı hanım sultanlar taşımış; isyanlara, ihtilallere, işgallere, cinayetlere tanıklık etmiş bir köprü o.

 

Galata Köprüsü, imparatorluğun merkezinde sürdürülen iki hayat tarzını mekan planında birbirine bağlayan ve şehrin yaşayış bakımından bir bütünlük arzetmesine imkan veren yer. Bir tarafta Yeni Cami, Bab-ı Âli, Kapalı Çarşı, Direklerarası, Aksaray, Fatih, diğer tarafta ise Galata ve Beyoğlu...

 

I. ABDÜLMECİD’LE BAŞLAYAN KÖPRÜ SERİSİ

 

Tarihte kimler Haliç’e köprü yapmak için niyetlenmemiş ki? Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus’tan tutun da Topkapı Sarayı’nın isteği üzerine çalışan Leonardo da Vinci’ye kadar... Rönesans’ın meşhur heykeltraşı Michelangelo’ya dahi teklif götürüldüğünü biliyoruz.

 

İlk kalıcı köprü ise Sultan I. Abdülmecid’e nasip olur. Birinci Galata Köprüsü 1845 yılında, bir yıl gibi kısa bir zamanda tamamlanarak iki geçişli hörgüç biçimli olarak hizmete açılır. Açılıştan üç gün sonra 25 Kasım 1845’ten itibaren “Mürûriye” adı verilen geçiş ücreti alınmaya başlanır ve bu işlem aralıksız olarak 85 yıl sürdükten sonra 31 Mayıs 1930 günü sona erdirilir.

 

İlk Galata Köprüsü’nün Fransa’dan gelen bir gemiyle ilgili çok ilginç bir öyküsü de var. Fransa’da ırmaklarda işleyen alt tarafı düz olan bir geminin kaptanı Magnan, geminin denizde de işleyebileceğini kanıtlamak için Cygne (Kuğu) adını taşıyan gemisiyle 15 Ağustos 1855 sabahı Marsilya’dan yola çıkar. 36 gün süren zorlu bir yolculuktan sonra İstanbul’a varır. İddiasını kanıtlayan Kaptan Magnan, bir de birinci Galata Köprüsü’nün hörgüç biçimli geçit kısmından geçerek büyük ilgi

çekince, Sultan I. Abdülmecid bu gemiyi Köprü ile Adalar arasında sefer yapması için satın alır.

 

Birinci Galata Köprüsü 18 yıl hizmet verdikten sonra yerine 1863 yılında yine tahtadan ikinci bir köprü yapılır. Bu köprü de birincisi gibi Tersane’de hazırlanır. Sultan Abdülaziz döneminde, İstanbul’a geldiği bilinen ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amicis’de 1878 tarihli “Constantinopoli” adlı eserinde İkinci Galata Köprüsü’nden söz eder. Şöyle söyler Amicis: “Her iki sahil de Avrupa’dadır. Fakat köprünün Avrupa’yı Asya’ya bağladığı söylenebilir. Zira İstanbul tarafında Avrupalı olan sadece topraktır. Etrafını çeviren küçük Hıristiyan mahallelerinin bile Asyalı hali ve karakteri vardır. Bir nehre benzeyen Haliç, iki dünyayı okyanus gibi birbirinden ayırır. Günde yüzbin kişinin geçtiği şu köprüden on senede bir bile bir fikir geçmez!”

 

Yıllar içinde İkinci Galata Köprüsü de eskir ve yerine Üçüncü Galata Köprüsü yapılır. Yeni köprünün yol bölümüne enlemesine konulan ahşap kalasların dışında tüm bölümleri ve parmaklıkları demirdendir. Üçüncü Galata Köprüsü, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilişi, Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkması ve yapımında meydana gelen teknik hatalar nedeniyle bir buçuk yıl kadar bekledikten sonra 1877’de Sultan II. Abdülhamid döneminde hizmete girer.

 

İLK TRAMVAY

 

1907 yılına kadar eskiyen Üçüncü Galata Köprüsü yerine yeni bir köprü yapmayı zorunlu kılar. İncelenen birçok öneri neticesinde ihaleyi Alman MAN firması kazanır. 1912 yılında Sultan Reşad’ın tahta çıkış yıldönümünde yeni köprü törenle halka açılır. Eski köprü ise söküldükten sonra Unkapanı’na nakledilir ve 1936 yılında çıkan büyük fırtınada parçalanışına kadar yaklaşık 24 yıl orada hizmet verir.

 

Galata Köprüsü üzerinden elektrikli tramvay ise ilkin 1914 tarihinde yapılan bir törenden sonra geçer ve iki kıyı böylece birbirine tramvay ile bağlanır. Günümüzdeki beşinci halini almadan önce çeşitli tamirlerle ayakta kalan Dördüncü Galata Köprüsü veyahut 1912 Köprüsü çok hazin bir sonla devreden çıkar. 1992 yılında çıkan bir yangın sonucu dubalardan birisi çöker ve kullanılamaz hale gelir. Böylece temeli 13 Ocak 1987’de atılan, ancak henüz tam olarak bitmemiş olan Beşinci Galata Köprüsü’nün çalışmaları hızlandırılarak kısa sürede hizmete açılır.

 

Eski köprü ise bir süre yeni köprünün yanında kaldıktan sonra 1992’de düzenlenen bir törenle kısım kısım sökülerek Unkapanı’ndaki köprünün yanına çekilir. Daha sonra onarımı yapıldıktan sonra bugünkü Haliç Köprüsü’nün hemen yakınına Ayvansaray ile Sütlüce kıyıları arasına yerleştirilir.

 

KÖPRÜ ALTI

 

Dördüncü Galata Köprüsü’ne baktığımızda ise uzun yıllar İstanbul için başlı başına bir dünya oluverdiğini görürüz. Güneşin doğmasıyla başlayan köprü hayatı güneşin batmasıyla da devam eder ve evsiz-barksız insanlara da geceleyin mekan oluverir. “Köprü altı çocuğu”, “köprü altında yatmak” gibi tanımlar da bu köprü sayesinde dilimize girer.

 

Bir dönem İstanbul’un gündelik hayatına baktığımızda köprünün altında balık tutanlara; nargile, çay içenlere; şiir yazanlara, fotoğraf çektirenlere; köprü üzerinde durup derin derin düşüncelere dalanlara, köprü üzerinde arabasının patlayan lastiğini değiştiren şoförlere; tramvayların geçtiği rayları döşeyenlere ve daha nice enstantanelere rastlamak adeta sıradan olaylardı.

 

(Ahmet Kamil Gören’in “Galata Köprüsü’nün Öyküsü” başlıklı yazısından yararlanılarak.)

© 2016 Kenan Aydın