Sivil Toplum

Mostar Dergisi / Ocak 2013

Sivil kelimesi günümüzde asker, polis veya memur olmamak anlamlarında kullanılıyor. Kelimenin ana dilindeki yani Latincedeki anlamıysa yurttaşlık, vatandaşlık. Yunanların “polis” adında küçük şehir devletleri vardı. Buralarda tam demokrasi uygulanıyordu. Yani bir şeye karar verileceği zaman halkın tamamı toplanıp oy kullanıyordu. Kanunları direk halkın belirlediği bu yapıda siviller yani vatandaşlar aynı zamanda devlet oluyorlardı. Sivil de hem devlet hem halk demekti. Günümüzdeyse sivil kavramı tam aksine bir olayı, kişiyi veya kurumu devletten ayırmak için kullanılıyor. Dolayısıyla sivil toplum faaliyeti diye halkın devletten bağımsız olarak yaptığı işlere deniyor. Böylece aslında aynı anlama gelen sivil ve toplum kelimeleri yan yana kullanıldıklarında bugün için çok değişik bir anlam kazanıyorlar

 

ESKİ YUNAN

 

Platon’a göre toplum filozoflardan, askerlerden ve işçilerden oluşur. Filozoflar en üst, yönetici sınıftır. Askerler orta sınıftır. İşçiler de alt sınıftır. İşçiler kanaatkâr, askerler cesur, filozoflar bilge olmalıdır. Aristo’ya göre insan sosyal bir hayvandır. Yani her birey diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Mutlu bir hayat ancak ideal bir devlet çatısı altında yaşanır. Devletin sağlayacağı düzenle bireysel mutluluklar sağ

 

KAST SİSTEMİ

 

En katı şeklini Hindistan’da bulduğu düşünülen ama hemen her coğrafyada benzerlerine rastlanan kast sisteminde halk belirli gruplara ayrılır. Genellikle dört grup vardır: asiller, din adamları, tüccar ve çiftçiler, işçi ve köleler.

 

HOBBES

 

17. Yüzyıl’da yaşamış İngiliz filozof Hobbes’a göre insan insanın kurdudur. Yani herkes her şey kendisinin olsun ister, bunun için güç buldukça şiddete başvurur. İnsanları birbirlerinden korumak gerekir ki bunu da en iyi otoriter bir devlet yapabilir. Dolayısıyla bugünkü anlamıyla sivilleşme Hobbes’a göre hiç de iyi bir şey değildir. Devlet ne kadar güçlü olursa düzen o kadar sağlam, düzen ne kadar sağlam olursa

 

ROUSSEAU

 

18. Yüzyıl’da yaşamış Fransız filozof Rousseau aslında halkın özgürlüğü arttıkça devletin gücünün azalacağını kabul eder, bu konuda Hobbes’a katıldığı bile söylenebilir.

Ama ona göre tek söz sahibi yine de halktır. Hükümdarların yasamadan yani hukuktan, kanun koymaktan başka bir gücü yoktur. Halkın onaylamadığı kanunlar ise hükümsüzdür. Yasama gücü sadece halka aittir. Böylece devlet sivillerin emrinde ve hizmetindedir. Yine de buradaki halk egemenliği bireysel egemenlikten çok çoğunluğun egemenliğidir.

 

MONTESQUIEU

 

18. Yüzyıl’da yaşamış bir diğer Fransız filozof Montesquieu kuvvetler ayrımını ortaya atmıştır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden ayrı olmalıdır. Kanunları siviller koyar, yürütmeyi yani kanunların uygulanmasını hükümetler yapar, yargıçlar da kanunlara uymayanları cezalandırır. Böylece yönetim gücü tek elde toplanmaz, zorbalık olmaz, idari organlar birbirini frenler.

 

SİVİL TOPLUM

 

Fransız ihtilâlinden sonra ortaya çıkan ulus - devlet kavramı aslında bir nevi sivil - devlet demektir. Çünkü siviller ulusu meydana getirirler. Önceden kralların tek başlarına aldıkları kararlar geçerliyken artık halkın seçtiği milletvekillerinin çıkardığı yasalar geçerli olur. Bu o gün için tam anlamıyla toplumların özgürlüğü anlamına geliyordu. 1789’dan beri yaşananlarsa bunun gerçekte böyle olmadığını gösterdi. Halkın seçtiği kişiler bile halka baskı yapabiliyor, halkı kandırabiliyordu. Hatta özgür basın da bu adamlara yardım ediyordu. En gelişmiş demokrasilerde bile çok olumsuz örneklerle karşılaşıldı. Son yıllarda küreselleşmenin hızla yayılmasıyla ve teknolojinin bireysel iletişimin önünü açmasıyla birlikte insanların devletlerine bağlılıkları azaldı, ülkeler arası sınırlar aşındı. Bireyler artık çoğunluğun seçtiği meclislerden ve bu meclislerin yönettiği devletlerden bile bağımsızlık, özgürlük talep ediyorlar. Sivil toplum kavramı bu doğrultuda ele alınırsa devletin sadece güvenliği sağlayan, kimsenin bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamasına izin vermeyen, bireylerin tercihlerine karışmayan, bu tercihleri engellemek yerine koruyan liberal bir yapıya hapsedilmesine doğru giden sürece sivilleşme diyebiliriz. Bu kadar aşırıya gitmeyip derneklerin, vakıfların, spor federasyonlarının… devletten bağımsız olarak yaptıkları dini, sosyal, kültürel, sanatsal, sportif faaliyetlere sivil toplum faaliyetleri, bunları desteklemeye de sivil toplumu destekleme denir deyip işin kolayına da kaçabiliriz.

© 2016 Kenan Aydın