Sudan Bahaneler

Ajans Dergisi / Mart 2014

Türkiye için söylenen galat-ı meşhur ifadelerden biri su zengini bir ülke olduğumuzdur. Ama gelin görün ki rakamlar bunu göstermiyor. Su zengini sınıfına girmek için gösterilen çıta kişi başına düşen su miktarının yıllık 8 bin metreküp olması gerekirken, yurdumuzda bu değer bin 300 metreküp ile neredeyse “su fakiri” eşiğinde. Çok değil 2050 yılında 4 milyar insanın maruz kalacağı 54 ülkeyi kapsayacak fakirlik beraberinde savaşları da getirecek. Burada zikredilen savaşın ülkeler arasında geçeceğinden ziyade şehirler arasında da görüşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Yani 20 milyona yaklaşan İstanbul’a yakın bir zamanda Kocaeli Ortaköy’de bulunan halk Melen çayı üzerinden su vermekten vazgeçebilir. Ya da Trakya’da bulunan Istranca derelerinin Terkos’a oradan da İstanbul’a akan içme suyu hattı yöre sakinlerince kesilebilir. Kolay değil İstanbul’un günlük su tüketim miktarı 2 milyon 400 bin sınırına ulaşmış durumda. Yöremizde bile bunlar hesaplanır konuşulur olmuşken dünyada suyun yönü nereye doğru akmakta, şimdi buna bakalım.

 

UMURSAMAYAN DÜNYADAN SAVAŞAN DÜNYAYA

 

Neredeyse 200 yıllık bir geçmişe sahip modern dünya, dünya tarihi bakımından kısacık zaman diliminde kilometrelerce yol katediverdi. Buharlı makinaların bulunmasından sonra başlayan evre, fordist-bant sistemli üretimleri aşarak olanca gücü ile karşımızda duruyor. Sadece iki asırda elde edilenlerin saymakla bitmediği dünyada, artık siyaseten de konuşmaya başladığımız konu dünyanın frene basması yönünde.

 

Öyle ki bilim insanlarının dünyanın yaşı için 4 buçuk milyar yıl biçtiği günümüzde, sadece 2 asırda öyle bir tüketim çılgını olduk ki dünya tahribatını neredeyse ikiye katladık. Sonunda “sınırsız ihtiyaçların” karşılanmasına yönelik olan mantık patladı. Konuşulduğunda neredeyse bütün ülke hükümetlerinin burun kıvırdığı küresel ısınma (global warming) artık alelade geçilebilecek bir mesele değil.

 

Hükümetlere küresel ısınmayı gündem maddesi olarak almalarını sağlayan en çarpıcı iklim gelişmesi “kuraklık”. Halkın en direkt etkilendiği, yaşam faktörü olan suyun siyaseti de etkilediği muhakkak. Kaçış yolu olarak savaşların dahi artık göze alınabileceği bu hayati madde ülkemizde yöresel susuzluk gibi algılansa da dünyada alarm çanları çoktan çalmış durumda.

 

KALİFORNİYA VANAYI KAPATTI

 

Amerika’nın neredeyse hâlâ en dip-bucak gördüğü olay kuraklık. Geçtiğimiz günlerde yaşanan olay ise Amerikan yönetiminin dikkatini sonunda çekti. Dünyanın 6. büyük ekonomisi olarak gösterilen Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde vali Jerry Brown sonunda pes etti ve “Artık su yok. Herkes başının çaresine baksın” deyiverdi. Ocak ayında basında ayak sesleri duyulan, şubat ayında ise ayyuka çıkan su kıtlığı sebebiyle kameraların karşısına geçen Brown, “Evet biliyorum büyük bir ekonomiyiz. Evet biliyorum Amerika’nın tarım ihtiyacının yarısını biz karşılıyoruz. Evet biliyorum güçlü bir su yönetim planlamamız var. Ama elden bir şey gelmiyor” dedi ve Kaliforniya Su İdaresi’ne emir vererek tarihte ilk defa 405 bin hektar tarım alanına giden su vanalarını kapattı.

 

GERGİN ORTA ASYA

 

Orta Asya’da da durum hiç iç açıcı değil. Sovyetlerin demir yumrukla sağladığı birleştirici özelliği, parçalanmayla birlikte doğru orantılı bir şekilde kutuplaştı. Bölge devletlerinin artık aynı masada bile oturmaya yanaşmadığı ortamda su meselesi de her an savaş sebebi sayılabilecek nitelikte.

 

Geniş bir havzayı besleyen Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin yukarısında kalan ve fosil yakıtlara sahip olmayan Tacikistan ve Kırgızistan elektrik enerjisini sudan çıkarmak istiyor. Nehrin aşağıda kalan kısımda yeraltı fosil yakıtlara sahip olan ama su için nehirlere mahkûm Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan ise asla sularından vazgeçme niyetinde değil. Sonuç; hidroelektrik santral kurmak isteyen Tacikistan, Özbekistan tarafından savaşla tehdit ediliyor.

 

ORTADOĞU’NUN İKİZ KARDEŞİ: SAVAŞ

 

Günümüzde artık nerdeyse Ortadoğu kelimesiyle ayrılmaz bir biçimde yan yana kullanılan kelime savaş. Tüm savaş nedenlerinin öne sürüldüğü coğrafyada su savaşları geçmişte yaşandığı gibi gelecekte de yaşanacağa benziyor. En ciddi savaş tehdidi ise şimdilerde Mısır’dan geliyor.

 

Vaktiyle Etiyopya Nil nehrinde baraj inşa etmeye kalkışmış fakat Mısır’dan kalkan uçakların inşaat malzemeleri taşıyan gemiyi batırmasının ardından çıkan kriz uzun bir süre yastık altı edilmişti. Şimdilerde ise durum değişti. Etiyopya hükümetinin aldığı son karar nehirde devasa bir hidroelektrik santralinin yapılması yönünde. Darbeci General Sisi komutasındaki Mısır ise net: “Bedeli ne olursa olsun engelleyeceğiz!”

 

TÜRKİYE’DE KAÇAK GÜNDEM: YAĞMUR DUALARI

 

Son iki aydır ülkemizin hemen hemen her köşesinden kuraklık haberi gelmeye başladı. Tarlalara ekilen tohumların çürüdüğü, hasadın bu yıl zor yapılacağı şeklindeki haberler herkesin kulağında. Hem yaşanan sıcak siyasi atmosferden hem de girilen yerel seçim arifesinden dolayı ana gündem maddesi olarak henüz konuşulmayan kuraklık ülkemizde şu sıralar yağmur dualarıyla izlenebiliyor. 2 bin, 3 bin hatta 5 bin kişinin katıldığı yağmur duaları haberlerinde halkın gündeminde yaşanan kuraklığın olduğu aşikar.

 

Kıtlığın sebebi kirlilik!

 

Su kıtlığı sadece ulaşılabilir su kaynaklarının tehdit altında olması anlamına gelmiyor. Çoğu yerde suya ulaşsanız bile kullanılamayacak derecede kirlenmiş oluyor. Dünyada bulunan akarsular hatta yeraltı suları çok ciddi oranlarda fabrika ve kentsel atıklar nedeniyle kirlenmiş halde. Kirlenen suyun temizlemek, kirlenmesini engellemekten çok daha pahalıya mal oluyor.

 

Kıtlığın sebebi sanayileşme!

 

Tarım kullanımından sonra dünyada en fazla su tüketimi sanayileşme görülüyor. Sanayileşmiş kentlerde ortalama su tüketim  %22’lerdeyken gelişmiş ülkelerde endüstride kullanılan su oranı birden %46’lara çıkıveriyor. Az gelişmiş ülkelerde ise bu oran %7’lerde.

 

Kıtlığın sebebi özelleştirme!

 

ABD dahil dünyada su kaynakları kamu sağlığı ile yakından alakalı bir konu olması nedeniyle belediyelere veriliyor. Ancak giderek suyun sağlığı tehdit eden bir sıvıya dönüşmesi sonucu pek çok ülkede şehir şebeke suyu tercih sebebi değil. Zorunlu tercih yine özel şirketlerin kontrolündeki, şişelenmiş tatlı sular. Belediyelerden çıkıp özelleşen firmaların ilk yaptığı şey ise su fiyatlarını hafifçe yukarı sıçratmak oluyor.

 

Kıtlığın sebebi endüstriyel şirket tarımı!

 

Dünyadaki mevcut kullanılabilir su miktarının %70 ya da 71’i tarımda kullanılıyor. Bu denli büyük miktarlarda kullanılan su bitki köklerine bırakılıp toprak tarafında emiliyor. Su toprağa karışırken beraberinde kimyasal maddeleri de sürüklüyor. Ve ölçümler gösterir ki kullanılan suyun %89’u tarım sonrası tekrar kullanılamaz hale geliyor.

 

Kıtlığın sebebi kalkınma!

 

Hem enerji hem de üretim kaynağı olarak kullanılan su ekonomik kalkınma ile direkt ilişkili. Örneğin Türkiye’de tekstilde yıllık 400 milyon m3 su kullanılıyor. Yani ekonomik gelişme ile beraber su tüketimi konutlardan çok daha fazla miktarda su kullanıyor. Her girdinin bir çıktısı olduğundan burada girdi su ise çıktı, çevresel kirlenmeye dönüşebiliyor.

 

Kıtlığın sebebi şirketler!

 

Su kıtlığının nedenleri arasında çok uluslu su şirketleri başat rol oynuyor. Suyu şişeleyerek satan şirketler doğal kaynağa el koyarak kamusal kullanımı ortadan kaldırıveriyorlar. Sebep ise şirketlerin suyu şişeleyerek satması.

© 2016 Kenan Aydın