Brif

Ajans Dergisi / Nisan 2014

“AÇIK BİR İHANET PLANI”

 

Suriye’de 3 yıldan bu yana devam eden savaş, insanlık tarihinin en büyük katliamlarına sebep oldu. Başlangıçta hepimiz Esed’in 3 ay içerisinde pes edeceğini, yönetimi muhaliflere bırakacağını, Mısır’da vuku bulan devrimin bir benzerinin Suriye’de zuhur edeceğini düşünmüştük. Ancak kapı komşumuzda başlayan başkaldırı hareketi kısa süre içerisinde uluslararası bir mesele haline geldi. Türkiye bu mücadelede tercihini zalim bir liderden yana değil, tarihi ve kültürel mirası paylaştığı Suriye halkından yana kullandı. Ve sırf bu nedenle Baas rejimi Türkiye’yi düşman ilan etti. Esed yönetimi kendi halkını katletmekle kalmıyor, sınırdan Türkiye’ye tahrik operasyonları gerçekleştirerek savaşa sürüklemeye çalıyor. Türk Dışişleri, MİT ve Genelkurmay da konuyu yoğun bir şekilde takip ediyor. Seçimlere 3 gün kala dışişlerinde gerçekleşen toplantının ses kayıtlarının sosyal medyada yayınlanması ise meselenin Türkiye içerisinde birileri tarafından da kaşınmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu gizli planı deşifre edenler, yaptıklarının tam anlamıyla ihanet olduğunun farkında olmalılar. Buna rağmen, sırf hükümeti zor durumda bırakmak üzere yapılan bu siber savaş hiç şüphe yok ki Türkiye’nin değil, ona ilişkin plan yapanların hanesine zarar olarak işleyecek.

 

KASETLER SİYASETE YÖN VERME ARACI OLABİLİR Mİ?

 

Türkiye siyasete yön vermek amacıyla çekilen gizli kayıtlarla 2010 yılında tanıştı. Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen video kaydının ardından CHP Genel Başkanı Baykal istifa etmiş, koltuğunu Kemal Kılıçdaroğlu’na bırakmıştı. Aradan bir yıl bile geçmeden Türkiye ikinci kaset skandalını MHP ile yaşadı. 2011 Genel Seçimlerine çok az bir süre kala partinin üst kademelerinde görev yapan siyasilere ait olduğu iddia edilen görüntüler internete düşünce, üst düzey 10 kişi istifa etti. Kasetlerle siyasete yön vermeyle tanışan Türkiye, 30 Mart seçimlerinde de aynı senaryo ile karşı karşıya kaldı. 17 Aralık operasyonu ile başlayan Cemaat-Hükümet gerilimi yayınlanan kasetler, dosyalar ile devam etti. Tarihinde hiç olmadığı kadar gerilen ülke şimdi Gülen Cemaati tarafından yayınlandığı neredeyse herkesçe dillendirilen, Başbakan Erdoğan’a yönelik arşivlenmiş ses kayıtları ile yüzleşiyor. Diğer taraftan kasetlerin amacına gelince, 2010 ve 2011 yılında uygulanan yöntem raftan indirilmişe benziyor: Siyasete yön verme! Yerel seçimleri atlatan Türkiye, bakalım önündeki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde nelerle karşılaşacak…

 

TWITTER KAPATILDI

 

Şüphesiz mart ayına damgasını vuran olay, dünyada ve Türkiye’de en çok kullanıcısı olan sosyal paylaşım platformu Twitter’ın ülkemizde erişime engellenmesi oldu. Başbakan Erdoğan’ın Bursa mitinginde mikro blog sitesinden bahsetmiş ve mahkeme kararı çıktığını vurgulayıp, “Twitter falan hepsinin kökünü kazıyacağız. Efendim işte uluslararası camia şöyle der, böyle der, hiç beni ilgilendirmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü görecekler” yorumunda bulunmuştu. Aynı gece mahkemelerin aldığı 4 karar gerekçe gösterilerek sitenin Türkiye’deki erişimi durduruldu. Karar hem ülkemizde hem de dünyada soğuk duş etkisi yaparken Twitter kullanıcıları da boş durmadı. Farklı yöntemler kullanarak Twitter’a girmeye çalışan Twitter’cılar teknolojik yasakların aşılabileceğini gösterdiler. Diğer taraftan Twitter yöneticileri de acilen Türkiye’den bir avukat tutarak resmi makamlarla girişimlere başladı. 2008 yılında Youtube video paylaşım sitesinin ülkemizde erişiminin engellenmesin ardından Youtube adına avukatlık yapmış deneyimli avukat ile engelli kaldırmaya çalışan Twitter, bakalım yaşanan krize çözüm bulabilecek mi?

 

ŞARTLI TAHLİYEYE HAYIR, BARIŞA EVET

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın, tutukluluk koşullarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu iddiasıyla Ankara’ya karşı 2003 yılında açtığı davada kararını verdi. 3’e karşı 4 oyla alınan kararda, Abdullah Öcalan kısmen haklı bulundu. Peki şimdi ne olacak? AİHM bu soruya da kısmen yanıt vererek idam cezası yerine verilen ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla ilgili olarak şartlı salıverilme olanağının da tanınması gerektiğini vurguladı. Akıllara ilk gelen soru ise “Öcalan tahliye mi ediliyor?” olurken, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ bu soruya, kararın yeni bir düzenleme getirmediği ve Türkiye’nin infaz sistemini değiştirmeyeceğini belirterek son noktayı koydu. Cevap Bozdağ için net: “Öcalan’ın cezası idam cezasıdır. Şartlı tahliyeden yararlanamaz.” Diğer taraftan Nevruz kutlamaları çerçevesinde Diyarbakır kutlamalarında ilki geçen yıl okunan Öcalan’ın mektubu girilen çözüm sürecinde önemli bir anlatımı içeriyor. Halka okunan mektupta Öcalan yaşanan her şeye rağmen “devam” derken, verilen vaatlerin ve adımların da bir an önce atılmasını istiyor.

 

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR!

 

Bazen kaybedilen hayatlar siyasi arenada siyasetin önüne geçebiliyor. Ölümler kör bir düzende sadece anne-babaların gözünden akan yaşta kalabiliyor. Türkiye’de siyasi ölümlerin son isimleri Berkin Elvan ve Burak Can Karamanoğlu oldu. Gezi olaylarında kafasına geldiği iddia edilen gaz bombası sonucu komaya giren 14 yaşındaki Berkin Elvan komada geçirdiği 269 günün ardından hayatını kaybetti. Cenaze töreninde toplanan kalabalıkta, DHKP-C terör örgütüne mensup kişilerce öldürüldüğü duyurulan Burak Can Karamanoğlu haberi ise Türkiye’yi yasa boğdu. Yaşanan tüm acılardan sonra Burak’ın babası: “Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun” diyerek verilmesi gereken en net mesajı verdi. Siyasi arenada yaşananların hayatlardan değerli olmadığını dile getiren baba Karamanoğlu Berkin Elvan’ın da babasını da arayıp başsağlığı diledi. Umarız baba Karamanoğlu’nun davranışı kutuplaşmaya başlayan Türkiye’ye örnek olur.

 

TÜRKİYE SURİYE SAVAŞ UÇAĞINI DÜŞÜRDÜ

 

Suriye’de yaşanan iç savaş üçüncü yılını doldurdu. Kazananın belli olmadığı ama kaybedenin Suriyeliler başta olmak üzere insanlık olduğu üç koca yıl geride kaldı. Savaş öyle bir hal aldı ki artık kabına sığmaz bir durumda. Diktatör Esed rejiminin son taktiği, iç savaşı kapatabilecek daha büyük çapta bir savaş. Daha önce defalarca Dışişleri Bakanlığımız tarafından uyarılması rağmen Suriye savaş uçaklarının sınırımıza doğru gerçekleştirdikleri uçuşlar/kışkırtmalar son hadde ulaşmıştı. Türkiye hududuna 10 deniz mili mesafeden yaklaşmaya başlamasından itibaren 4 kez ikaz edilen uçaklar, sınırdan bir kilometre kadar içeriye girince angajman kuralları gereğince Hava Kuvvetleri’nin iki F-16 uçağıyla vurularak düşürüldü. 1971 yılında imzalanan Türkiye-Suriye Hudut Protokolü’ne göre sınıra 5 km mesafeden yaklaşmak barış hükümlerine aykırı hareket anlamına geliyor. Uçağın düşmesinin ardından Türkiye’nin haklı angajman kurallarını uyguladığını söyleyen NATO ve ABD, her iki ülkeye de itidal çağrısında bulundu. Türkiye tarafından da yapılan açıklamalarda görüşler neredeyse ortak: “Umarız zalim Esed bu ihtarı anlar ve bir daha aynı yola başvurmaz.”

© 2016 Kenan Aydın