Brif

Ajans Dergisi / Mart 2014

YEREL SEÇİMLERDE ÖZLENEN TABLO

 

Yaklaşan 30 Mart yerel seçimleri öncesi Türkiye’de açılan davalar, yürütülen operasyonlar ve yayınlanan kasetlerle ülke şimdiden ölüm kalım savaşına girmiş durumda. Seçimlerin yerellikten çıkıp genel seçimler gibi okunduğu günümüzde, birlik ve beraberlik kelimeleri, iyi olan kazansın temennileri rafa kaldırılmış gözükürken İzmir’de örnek bir duruş sergilendi. Dört gün boyunca devam eden Konya Kültür ve Sanat Günleri etkinliğine katılan AK Parti, CHP, MHP ve Saadet Partisi belediye başkan adaylarının el ele poz vererek birbirlerine başarılar dilemeleri “özlenen tablo” olarak okundu. Hz. Mevlana’nın dostluk ve sevgi mesajlarının verildiği günde anlamlı bir birliktelik sergileyen adayların salondan büyük alkış alması da dikkatlerden kaçmadı. Seçimlerin kıran kırana geçtiği, rakiplerin birbirlerinin adeta kuyusunu kazarcasına hareket ettiği şu günlerde İzmir’in adayları Türkiye’ye örnek olduklarını gösterdiler. Ne diyelim, iyi olan kazansın.

 

DEĞİŞMEZ KURAL: 3 DÖNEM

 

AK Parti kurulduğu günden bu yana siyaset arenasına farklı kurallar getirmeyi, getirdiği kuralları da sürdürmeyi başardı. Bunlardan biri ve belki de en çok tartışılanı “3 Dönem Kuralı”. Parti tüzüğünde yer alan 3 dönem kuralına göre seçilen belediye başkanı, il başkanı ve milletvekilleri kesintisiz olarak 3 dönem görev yapabiliyor. 3 dönemi tamamlayanlar en az bir dönem ara vermek zorunda (parti genel başkanı ise 4 dönem görev yapabiliyor). Başbakan Erdoğan dahil 73 ismin etkilendiği kural şimdilerde gündem maddesi. İlk olarak Hayati Yazıcı’nın ortaya attığı kuralın değişebilir olduğu söylemleri, Bülent Arınç’ın İngiltere’de yaptığı açıklamalar ortamı hareketlendirdi. Arınç’ın “Allah’ın emri değil, kanun maddesi de değil, parti bu konuyu kendi içerisinde düşünür, müzakere eder ve şartların elvermediği kanaatine varırsa, bu kuralı değiştirebilir” derken Hayati Yazıcı’ya göre değişiklik küçük bir nüanstan ibaret. Yazıcı’nın aktardığı bilgilere göre, istendiği takdirde kongre toplanmadan, tüzükte herhangi bir değişiklik yapmadan 50 kişilik MKYK üyesinin yarıdan bir fazlasının oyuyla kural değiştirilebiliyor. Değişikliğe sıcak bakmadığı bilinen Başbakan Erdoğan’ın yeni tartışmalara ne cevap vereceği ise şimdiden merak ediliyor.

 

30 MART’A DOĞRU ANKET SAVAŞLARI

 

Olaylar, protestolar, eylemler, operasyonlar derken 30 Mart yerel seçimlerine doğru adım adım yaklaşıyoruz. Zaman daraldıkça araştırma şirketleri de yaptıkları anketleri bir bir açıklamaya başladı. Cemaat-Hükümet geriliminin oy oranları etkiyeceği söylense de, anketlerden çıkan sonuç o kadar tutarsız ki seçimin rengini 30 Mart akşamı seçim yasakları kalktığında öğrenebileceğimizi söylemek zor değil. Özellikle partilerin sonuçlarının açıklanmasını iple çekerken yaşanan anket savaşları gündem oluşturmaya devam edeceğe benziyor. Geniş bir coğrafyada yapılan araştırmalara göre açıklanan anketler ANDY-AR, ORC Araştırma, Gezici Araştırma, Konsensus Araştırma, Varyans Araştırma şirketlerinden geldi. ORC’nin verilerine göre AK Parti’nin yerel seçimlerdeki oy oranı %45, CHP’nin ise %30’larda seyrederken, ANDY-AR’a göre AK Parti %43, CHP de %30’u zorluyor. Gezici anket verilerine göre de AK Parti’yi sürpriz bekliyor. Partinin oy oranı %40’ın altına düşerken CHP yükselişte, %30’ları aşmış gözüküyor. MHP’de en yüksek oran Gezici Anket’te çıkarken %20’leri zorladığı görülüyor. En geniş kapsamlı araştırma Konsensus’ta ise AK Parti %41,7, CHP %29,5, MHP %15,4, BDP ise %6,5 bandında seyrediyor.

 

30 YIL SONRA YENİDEN MİT KANUNU

 

Oslo görüşmelerinde kilit rol üstlendiğini öğrendiğimiz MİT, 7 Şubat krizi ile neredeyse ülke gündeminde hiç konuşulmadığı kadar konuşuldu, hiç tartışılmadığı kadar tartışıldı. Şimdi de değişen yeni MİT kanunu ile gündemde. Yapılan yorumlarda bir taraftan ülkenin muhaberat rejimine doğru gittiği eleştirilerine yer verilirken, diğer taraftan da batılı ülkeler –özellikle Amerika– örnek gösterilerek gerekli düzenlemenin yapıldığı savunulur oldu. Sonuç olarak çağın gereksinimleri de dikkate alınarak yapılacağı açıklanan kanun maddesi getirdiği yeniliklerle uzun süre konuşulacağa benziyor. 1984 yılında yazılan kanundan 30 yıl sonra değişikliğe gidilen MİT kanununda, MİT’e yurt dışı operasyon yetkileri verilirken kurumun çalışma yöntemlerinin gizlilikten çıkarılıp Meclis denetimine alınması hedefleniyor. Böylece özellikle 1990’larda Türkiye’nin yaşadığı acı tecrübelerin de önüne geçilmesi amaçlanıyor. İlk defa uygulanacak bu yöntemle şeffaflaşan bir MİT mekanizması kurulması ilk amaçlardan. 24 Şubat’ta ortaya çıkan, 7 bin kişinin dinlendiği skandalın ardından görüşleri sorulan Başbakan Erdoğan, hazırlanan MİT yasasına vurgu yaparak kanunun önemini tekrar dile getirdi.

 

KABATAŞ’TA OLANLARIN FATURASI

 

70’lerin sonu 80’lerin başında Türkiye en şiddetli ideolojik çatışmaların yuvası oluvermişti. Sağ ve sol diye adlandırılan gruplar öyle kutuplaştılar ki ne önlerindekilerin insan olduğunu gördüler, ne de ideolojilerinin kul sistemi olduğunu fark edebildiler. Kıyasıya kıydılar birbirlerine. Y nesli diye adlandırılan günümüz jenerasyonu ise fikri kuraklığın içinde doğdu, büyüdü. “Apolitik gençlik” olarak adlandırdığımız kesim yıllar sonra ilk defa Gezi olaylarında tanıştı ideolojik çatışmalarla. Öyle ki insanlığın durduğu anlarda bile savunduğu ideolojiye sarıldı. Tıpkı Gezi olaylarının yaşandığı zamanlarda meydana gelen ve daha sonra ülke gündeminin bir yerlerinde duran Kabataş olayı gibi. Bebeği ile birlikte Gezi olaylarının yaşandığı yerlerden biri olan Kabataş’ta tacize uğrayan, bebeğinin pusetten düşmesine şahitlik eden anne Z.D. yaşadıklarıyla kalmıştı. İdeolojik çatışmalar olayı kendi taraflarına çekmeye çalışırken ortada kalan sadece anne ve bebeği olmuştu. Aradan 9 ay geçtikten sonra bahsedilen o görüntüler ortaya çıktı. Alınan raporlar tekrar sorgulanmaya, yapılan yorumlar tekrar hatırlanmaya başladı. Sonuç; olan kutuplar arasında kalan ve savrulan bir anneye ve bebeğine oldu.

 

DİNLE DİNLE NEREYE KADAR?

 

Türkiye  gündemlerden geçilmiyor. “Güne damgasını vuracak bir haber olmadan bir sonraki güne geçilmez” diye yazılı olmayan bir kural sanki ülkede işletilmekte. Dergiyi matbaaya vermeye ramak kala öyle bir gündem Türkiye’nin ortasına düştü ki, güne değil belki de Cumhuriyet tarihimize damgasını vuracak nitelikte. Çağlayan Adliyesi’ne atanan yeni savcıların bulduğu, 2011 yılından başlayıp günümüze kadar devam eden 125 klasör belge bir anda ortalığa saçılıverdi. Türkiye’deki binlerce yazar, çizer, sanatçı, siyasetçi ve akademisyenin an be an telefon kayıtlarının alındığı ortaya çıktı. İddiaya göre binlerce ismi kapsayan dinleme dosyası Gezi olayları, 17 Aralık–25 Aralık operasyonları çerçevesinde oluşturulmuş ve en eski kayıt 2011 yılında açılarak düzenli olarak kayıt altına alınmış. Başbakan Erdoğan ve yakın çevresinin de isimlerinin geçtiği “Selam Terör Örgütü” ise bir başka skandal. Buna göre terör örgütü vasfı ile açılan dosyada Başbakan tape’lenerek arşivlenmiş. 2011 yılında start alındığı görülen dosyalarda kimler yok ki; İçişleri Bakanı Efkan Ala’dan Hürriyet eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e, HDP eş Başkanı Sabahat Tuncel’den MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a, THY Genel Müdürü Temel Kotil’den CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e kadar 2 bini aşkın kişinin telefonunun dinlendiği artık kesin.

© 2016 Kenan Aydın